Aynada Görülen Nesneler, Göründüğünden Daha Yakındır⎜Objects in The Mirror Are Closer Than They Appear

 

 

(Please Scroll Down for English)

Aynada Görülen Nesneler, Göründüğünden Daha Yakındır

18/10-24/11/2018

Hayy Open Space

İzmir merkezli bir inisiyatif olan Hayy Açık Alan, ilk etkinliğini Monitor’ün küratörlüğünde ve Loading’in işbirliğinde “Aynada görülen nesneler, göründüğünden daha yakındır” başlıklı sergi ile 18 Ekim’de yapıyor.

Güncel sanatı odağına alan, farklı disiplinlerle kolektif düşünme yollarını araştıran bir mekân olarak Hayy Açık Alan, Türkiye’nin farklı şehirlerinden kolektifleri, inisiyatifleri, yaratıcı zihinleri İzmir’de bir araya getirmeyi amaçlıyor.

“Aynada görülen nesneler göründüğünden daha yakındır” ile Adem Bulut, Barış Eviz ve Alman sanatçı Hito Steyerl’in vide ve fotoğraf enstalasyonlarından oluşan işleri bir arada gösterilecek.“Kentlerin üzerinde yükselen ve ışıklarıyla gecenin doğal ışığını boğan reklam panoları kuyrukluyıldızlar gibi toplumun başına gelmekte olan doğal afetin, donarak ölmenin habercisidir. Yeryüzünden yönetilirler. Bu ışıkları söndürüp, sadece ona inanıldığı sürece gerçekleşme tehlikesi taşıyan o korkulu rüyadan uyanıp uyanmamak yine insanlara bağlıdır.”[1]

Etkisini Adorno’nun eserlerinde gördüğümüz Benjamin’in, mekanik yeniden üretim çağında aurasını yitirdiğini iddia ettiği sanat eseri gibi insan da biricikliğini kitle toplumu olma yolunda kaybetmiştir. Alman sanatçı Hito Steyerl, “Strike” (2010) isimli çalışmasında Horkheimer ve Adorno’nun, tüm dünyayı süzgecinden geçirdiğini iddia ettikleri kültür endüstrisinin bir biçimi olan televizyonu keski yardımıyla protesto eder. Frankfurt Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü’ne göre, dünyayı yöneten şirketlerce oluşturulmak istenen kitle profiline göre denetlenen medya, tek tipleştirdiği bireylerden kitle toplumunu yaratmıştır. Kitle toplumunun olaylar karşısında hissedeceği duygu ve vereceği tepkiler,  toplumları kontrol altında tutabilmek üzere şekillendirilmiştir. Kontrolden geçerek sunulan bilginin gerçeği yansıtmayışına, görünürlük çağında ortadan kaybolan insanlarla ilgili sessizliğe, şiddetin, mağdurların, azınlıkların medyadaki temsiline, ardışık sunulan içeriğin anlamını yitirip kitlenin duygu ve tepkisinin yönetilmesine bir tepki olarak da yorumlayabileceğimiz “Strike”, bireyin kayıtsız hale getirilip toplumsal körleşmeye karşı sanatçının tepkisini yansıtmaktadır.

Batman’da yaşayan sanatçı Barış Eviz’in 2009’da ürettiği video çalışması “Recm”de de farklı bir protesto şekli olarak, bir kentin kaderini değiştirecek kadar kutsallaştırılan petrolün sahne arkasında sebep olduklarına, kentteki gençlerin verdiği tepkiyi izliyoruz. 14-18 yaş aralığında bir grup genç, kentin en işlek kavşaklarından birinde konumlandırılmış petrol kuyusuna fırlattıkları bozuk paralarla, basında çıkan, Batman’da petrolün sermaye ve sanayiyi nasıl geliştirdiği, eğitim hayatının nasıl canlandığı, Batman’ın, dünyanın ilgisini nasıl üzerine çektiği maskelerinin ardındaki emperyalizm gerçeğini, şeytan taşlama ayininden esinle, kapitalizmin sembolü parayı kullanarak protesto ediyorlar.

Diyarbakır’da yaşayan ve üreten sanatçı Adem Bulut’un yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülemeyecek çalışmalarında sıklıkla sistem eleştirisini görürüz. Sanatçının “Keska Resulillah” Peygamber Yeşili isimli fotoğraf serisinde, medyada da oldukça sık rastladığımız, hedef göstererek farklı biçimde görünür kılma meselesiyle karşı karşıya kalıyoruz. Diyarbakır’ın Sur ilçesinde çarpılarla işaretlenen yapıları fotoğraflayan sanatçı, kartpostal boyutlarında sergilediği çalışmasında, kartpostallarda görmeye alıştığımız, bir kentin gösterilmek istenen güzel yönleri karşısında gizlenmek istenen yönleri hakkında düşünmemiz için çağrıda bulunuyor.

“Aynada Görülen Nesneler, Göründüğünden Daha Yakındır”, Adorno’nun başyapıtı Minima Moralia’dan aldığı ilhamla, umutsuzluk karşısında bakış açımızı değiştirip, koşulsuz kabul ettiklerimize teslim olmak yerine, Benjamin’in kaybettiğimizi iddia ettiği biriciklik halesini geri kazanma ümidiyle, bakış açımızı dünyanın tüm çıplaklığıyla görünebildiği noktalara taşıma arzusunu taşıyor.

Hayy Açık Alan’da 18 Ekim’de Adem Bulut ve Barış Eviz’in katılımı ile gerçekleştirilecek sergi, bir konuşma ile açılacak ve 23 Kasım 2018 tarihine kadar devam edecek.

[1] Adorno – Horkheimer, Aydınlanmanın Diyalektiği, 2010, Kabalcı, s. 389.

 

//

Objects in The Mirror Are Closer Than They Appear

18/10-24/11/2018

Hayy Open Space

 

As an independent initiative and art space, Hayy Open Space is opening with its first exhibition “Objects in The Mirror Are Closer Than They Appear”, curated by Monitor and in collaboration with Loading, on November 18th, 2018.

Taking contemporary art as its main focus, Hayy Open Space organizes exhibitions, performances, workshops, talks and readings concentrating on a practice of collective thinking and creating within different disciplines. Hayy’s aim is to create a space for creation, not consumption and for listening and experiencing rather than lecturing.

“The neon signs which hang over our cities and outshine the natural light of the night with their own are comets presaging the natural disaster of society, its frozen death. Yet they do not come from the sky. They are controlled from Earth. It depends upon human beings themselves whether they will extinguish these lights and awaken from a nightmare which only threatens to become actual as long as men believe in it.”*

As we can see in Benjamin’s effects on the works of Adorno, just as the aura of a work of art has been lost in the age of mechanical reproduction, humans have also lost their uniqueness on the road to becoming part of a mass society. In her work “Strike” (2010), German artist Hito Steyerl, protests television, a medium that Horkheimer and Adorno argue passes the whole world through its filter and is an important part of the culture industry. According to the Institute of Social Research in Frankfurt, television is controlled according to the mass profile that is desired by the corporations that run the world, it has created a mass society out of individuals it has standardized. The emotions and reactions that the masses feel and display, have been molded in a way that allows for complete control over them. We can look at “Strike” as not only a response to information that has been controlled and manipulated; no longer reflecting reality, the silence surrounding people who disappear in this age of visibility, to the representations of violence, victims and minorities in media, to the loss of meaning in successive content which is presented and the control over the emotions and reactions of the masses, but also as a response to eventual societal blindness and indifference.

In the 2009 work “The Recm”, Barış Eviz, an artist living in Batman, shows us a different form of protest. We are witness to the backstage of how sanctified oil is and its role in determining the future of a city through the reactions of the youth living there. A group of teenagers ranging from 14-18, protest the imperialist reality behind the media lies of how oil and its industry will bring development to Batman and how it will bring life to the educational structure, by throwing coins into an oil well situated on one of the busiest streets; making reference to the Stoning of the Devil using money; the number one symbol of Capitalism.

In the works of Adem Bulut, who lives and works in Diyarbakır, we often see criticism of the system that cannot be viewed separated from the society in which he lives. In his photo series “Keska Resulillah”, we are faced with the concept of making visible by creating a target, something we run into frequently with media. By photographing the structures marked with X’s in the Sur district of Diyarbakır, and printing them and exhibiting them in postcard dimensions, he calls for us to think about the aspects of a city that is being hidden from us rather than the usual postcard intention of highlighting the beautiful.

“Objects in The Mirror Are Closer Than They Appear”, inspired by Adorno’s masterpiece Minima Moralia, carries the hope that it can transport us to a point where we can see the world in its true color by changing our point of view even in the face of despair, by not caving in to unconditional acceptance, and the hope of us regaining the aura of uniqueness that Benjamin attests we have lost.

* Adorno – Horkheimer, Dialectic of Enlightenment, 2010, Kabalcı, s. 389.